İNSAN DOĞASINA BAKIŞ

01 Mayıs 2009 Uzman Dr.Ali AYYILDIZ  
Kategori: Sağlıklı Olun

İnsan doğasına birbirine karşıt (zıt ) iki bakış tarzı vardır. Bunlardan ilki insanın ‘’içerisinden ‘’ gelen güçler , dürtüler ve içgüdülerle davrandığını , ikincisi ise insanı ‘’dışarıdan’’ etkileyen çevresel (ekoloji) , tarihsel ve ekonomik güçlerle biçimlendirdiğini ileri sürer.Felsefe , Psikoloji , Tarih ve Sosyoloji büyük ölçüde bu iç ve dış güçleri tanımlama girişimleridir. 
 
İÇGÜDÜLER – DÜRTÜLER VE EĞİLİMLER  
 
İnsanı eyleme iten iç güçleri tanımlamaya girişmiş felsefeciler ve psikologlar iki gruba ayrılabilir. İnsanın içinden gelen dürtüleri – eğilimleri olduğuna inanırlar.Birinci gruptaki  
Platon’cular yada İdealistler , insanın doğuştan idealarla ( innata ideas : gerçekleşmesi istenen olay ) doğduğunu ve yaşamdaki başlıca amacının bu idealarını gerçekleştirmek olduğunu savunurlar. 
 
Buna en önemli tarihi örnek Robert SCOTT ‘ un Kuzey Kutbu keşif gezisine (1911 -1912 ) katılan Kaptan Lawrence OATES ‘in ( 1880 – 1912 ) gezisiyle katılan diğer üyelere yük olmamak için , kesin ölüme gitmesi ( tek başına kuzey kutbunun odak noktasına doğru giderek yolda donarak ölmesi ) gösterilebilir. Burada Kaptan OATES’in bu davranışı Horatius’un sözleriyle ‘’ Bir insanın ülkesi , davası ya da yol arkadaşları için ölmesini zevkli ve soylu bir iş ‘’ olarak gören , soylu fedakarlık ülküsünün bir örneğiydi. Arkadaşlarının ana kampa ulaşamadan ölmüş gerçeği OATES ’ in kahramanlığını azaltmaz. 
İkinci gruptaki ARİSTOTOTES’ çiler yani materyalist ve maddeciler insanın etkisizleşmesi ya da doyurulması gereken gereksinme , tutku ve içgüdülerle doğduğunu savunurlar. Birinci gruptakilere göre bir yerde beklide Allah’ın zihnin de bir yetkin bir iyilik , gerçek yada güzellik ideası vardır ve her birey buna erişmek yada böyle olmak için doğuştan bir evrime sahiptir.  
 
İkinci gruptakilere göre ise, insanın fiziksel doğası, onu, yaşamını ve türünü sağlayacak biçimde davranmaya iter. Bu itici güce ‘‘İçgüdü’’ adı verilir. İdealistlere göre insanın başlıca çabası ahlaksal ya da dinsel bir yetkinliğe erişmeye yöneliktir. Materyalistlere göre ise; insan , yaşamak ve türünü sürdürmek için tüm yaşamı boyunca çabalar. İnsan doğasına bu iki bakış tarzı, uyuşamaz zıt görüşler olarak tanımlansa da düalist-ruhsal kesimini ideanın gerçekleştirilmesi eğiliminde, fiziksel kesiminin ise haz duyma eğilimi ve içgüdülere yöneltilmekte olduğunu söyleyerek ikisini uzlaştırmaya çalışırlar. 
Rönesans’tan ve özellikle Charles DARWİN ( 1809-1882 ) ve Sigmunt FREUD’dan 
( 1856-1939) sonra insan doğası konusundaki bu düalist görüş insan doğasının ruhsal yönlerinin bile iç güdülerinden evrimleştiğini ve son çözümde ilahi amaç ve erdemin sonucu değil, haz ( sevinç ) duymaya yönelik olduklarını savunan akılcı rasyonalist görüş yararına terk edilmiştir. Üst zihinsel eylemlerin tümünün çocuksu, cinsel ve yıkıcı dürtülerin türev ve yüceltilmeleri olduğunu savunan Freud’cu Ruhbilimi insanın son çözümleme de haz duymaya yönelik bir canlı olduğunu varsayan bir kuramın önde gelen çağdaş örneğidir.  
İnsan doğası konusundaki idealist görüş Carl JUNG ‘un (1875-1961) çalışmaları tarafından temsil edilmektedir. 
 
SEVGİ VE NEFRET  
 
Biyolog’lar ve birçok Psikolog , iki içgüdü ya da içgüdü grubu varsayanlar; kendini koruma ( açlık, saldırganlık ve korku ) ve üremeye yönelik ( cinsel ve analık ) itkiler, içlerinde Freud’ un da bulunduğu bazı ruh bilimciler bu doğrudan sınırlandırılmadan iki temel iç güdünün sevgi ya da saldırganlık olduğu gerekçesiyle vazgeçtiler.  
 
Konrad LORENZ (1903-1991 ) ve Nicholas TINBERGEN ( 1907-1990 ) gibi hayvan ruhbilimcileri ya da diğer bir adıyla Etolog’lar , insanın doğuştan ideaları olduğu görüşüne ilginç bir ışık tutmuşlardır. Bunlar, hayvanlarda en azından bir tek içgüdünün ( insanlardaki çok daha incelmiş duygularla ilişkili olan grubu yada türü koruma içgüdüsünün ) bulunduğu yolunda ipuçları ortaya çıkarmışlardır. Bu bazı toplumsal türlerde, bir hayvanın üyesi olduğu topluluğu, çoğu kez kendi yaşamı pahasına saldıran koruma içgüdüsüdür. 
Freud’un psikoanalatik kuramında ise ; yeni doğan bebek kendisiyle dünya arasında nasıl ayrım yapamadığını ortaya koymaktadır. Bebek daha sonra bebeklikten çocukluğa geçiş döneminde ana ve babasından ve öteki önemli insanlardan ayırt etmeyi öğrenir. Cinsel haz bölgelerinin (Erkeklerde Testisler Kızlarda Ovaryumlar ) gelişmesi ile ; çocuk ağızcıl ( Oral ), dışkıl ( Anal ) ve ürethral ( genital-cinsel ) aşamalardan geçtikten sonra ergenlik öncesi gizlilik dönemine girer daha sonra ergenlik bunu da yetişkinlik dönemi izler. Zihin ( Akıl ), Üç kısımdan oluşmuştur. İlkel benlikte ( id ), benliğin ( ego ) dünyanın düşmanlığını üzerine çekmeden doyurmaya çalıştığı cinsellik ve açlık gibi ilkel dürtüler bulunur. Üstbenlik ( superego ) ise vicdanın temsilcisidir.  
 
Kişiliğin oluşmasında sınıf ve gelir farklılıkları önemli rol oynar. Zengin ve yoksul sınıflar çocuğa farklı kişilikler aşılamaktadırlar. 
 
Sağlıklı günler dileği ile… 
 
Doç.Dr.Ali AYYILDIZ

Devamını oku