Kuş gribi ile ilgili efsaneler, gerçekler …

  

Kuş gribi ile ilgili efsaneler, gerçekler …
Ülkemiz kuş gribi ile maalesef tanıştı. Uzakdoğu’da 1997 yılında başlayan süreç çeşitli ülkelerde görüldükten sonra ül­kemize de geldi. Türkiye bu süreçte hastalığın görüldüğü 25. ülke. Hastalık son olarak Rusya’da görüldükten sonra ülkemi­ze de kısa sürede geleceği beklenen bir olaydı ve gelişin bu za­ mana kadar gecikmesi büyük bir şanstı

Dileriz bu şansımız yine devam eder, yeni bir vakayla karşılaşılmadan bu tehlike sezonunu atlatırız. Hastalığın Rusya’da görülmesinin ülkemiz açısından önemi, sonbahar göçmen kuş hareketinin güzergahı ile ilişki­lidir. Hastalık yalnızca göçmen kuşlarla bu­laşmıyar, bulaşmaya aracılık edecek her türlü araç ve malzeme ile de gelmesi söz konusu. Konu uzmanları, bakanlık ve sek­törün beklediği bu hastalık ne yazık ki sür­priz bir olay gibi büyük bir infial ve panik içerisinde karşılandı. Nedeni ise yeterli ka­muoyu bilgilendirmesinin olmayışı idi. Kamuoyu bilgilendirmesine yönelik göç­men kuşlar konusundaki uyarı Türk Vete­riner Hekimleri Birliği tarafından 15 Eylül 2005 tarihinde yapılan basın açıklaması ile gündeme taşınmaya çalışıldı ise de birkaç basın-yayın ku­ruluşu dışında dikkate bile alınmadı.

Kuş gribi geldiğinde ise konuya herkes atladı. Tüm televiz­yon kanalları ve basın tam tekmil sahiplendi. Bu yadırganacak bir şey değildi. Ancak medyamız korkunç bir bilgi ve konuşma kirliliğine neden oldu. Ağzı olan her kimse kuş gribi konusun­da uzman edasıyla televizyon ekranlarında konuştu daha önemlisi ise konuşturuldu. Ekrana çıkma hevesi olan insanla­rın olmasını yadırgamak belki yanlış olur; ancak mesleki etik bilen kişilerin buna dikkat etmesi gerekir. Basının kalitesi ise bunu ayırt edebilmesinde saklıydı. Bu olayda konunun muha­tabı veteriner hekimlerin dışında herhalde her meslekten kişi­ler kuş gribi uzmanı olarak konuştu ve hayvanlarda hastalığın seyrini, bulaşmayı ve tavuk etinin yenip yenmeyeceği konu sunda hüküm verdiler

Hastalığın bulaşma yolları neler?

Bunun sonucu ise insanların kafası karıştı. En üzücü olay ise eğer haber doğruysa TBMM’de menüden tavuğun kaldırıl­masıdır. Bunun yapılmasında katkısı olanlar milletten özür di­Iemeli ve görevlerini terk etmelidir. Hastalığın Rusya’da tekrar görülmesi ve Romanya’da da orta­ya çıkması göçmen kuş hareketinin trafi­ği ile birleşince ülkemiz yüksek düzeyde risk altındadır. Ülkemizin öncelikle sulak alanları çevresi hastalığın çıkma ihtimali­nin en yüksek olduğu bölgelerdir. Bu risk devam edecek olup ilkbahar aylarındaki göçmen kuşların güneyden kuzeye göçü esnasında daha da artacağı beklenilmekte­dir. Hastalığın ne olduğu konusu fazlaca ko­nuşuldu. Burada da kısaca özetlemekte fay­da vardır. Kuş gribi olarak ifade edilen etken virüs hastalığının bilimsel adı Avian Influen­za’dır. Esas itibarıyla kanatlı türlerinin hasta­lığı olup kanatlı türlerinde virüsün bulaşmasından sonra hastalığın ortaya çıkması için geçen süre birkaç sar ile 2-3 gün arasında de­ğişmektedir. Bulaşmada göçmen kuşlar önemli rol oynamak­tadırlar. Enfekte kuşların dışkıları ve vücut akıntıları ile bulaşık yem, su, alet-ekipman, personel, kuluçkahanede kırılan yu­murtalar bulaşma nedenleridir. Hastalığın hayvandan hayvana bulaşması çok rastlanan bulaşma şeklidir. Tavuktan yumurta yoluyla civcive bulaşma ile ilgili kesin bir kanıt bulunmamakla beraber hasta hayvanlardan elde edilen yumurtaların kabukla­rında etkenin varlığı tespit edilmiştir. Virüsün hava yolu ile ta­şınması sınırlıdır. Ayrıca hastalık böcekler, kan emici sinekler, fare ve benzeri haşereler ile hasta hayvanlardan duyarlı olan­lara mekanik olarak bulaşır. Bütün dünyada büyük ekonomik kayıplara neden olan bir hastalık olup tavukçuluk sektörünü tehdit eden önemli viral hastalıklardan biri olarak kabul edilmektedir. Avian influenza virüsünün A, B ve C antijen ik tipleri vardır. B ve C tipi yalnız insanlarda hastalık oluşturur. A tipin ise, insan, domuz, at, balina, Amerikan vizonu ve kanatlılarda solunum yolu enfeksiyonu oluşturduğu tespit edilmiştir. A ti­pi virüsler Hemaglutinin (HA) ve Neuraminidase (NA) antijenik yapılarına bağlı olarak alt tiplere ayrılmışlardır. Bilinen 15 fark­Ii Hemaglutinin (H) ve 9 farklı Neuraminidase (N) tipinin var­lığı söz konusudur. Tüm kanatlılarda virüsün patojenitesine göre % 10-100 arasında ölüm görülür. Kıtalar arası çıkan sal­gınlarda, virüsün alt tiplerinde bir benzerlik yoktur. Bu da şu­nun önemini vurgular; yatayenfeksiyonların yanında, genetik mutasyonlarda hastalığın etkisi ve şiddeti üzerinde büyük bir roloynamaktadır. influenza virüsleri ılıman ve kutuplara yakın bölgelerdeki insan, domuz ve at popülasyonlarında belirli za­manlarda, özellikle kış mevsiminde, tropikal ve subtropikal bölgelerde ise bütün yıl boyunca görülmektedir. Bununla be­raber kanatlı ve deniz memelilerinde herhangi bir zamanda influenza salgınıarı çıkabilmektedir.

Hastalık insana bulaşır mı?

Hastalıkla ilgili klasik bilgiler, hastalığın kanatlı türlerinden insana bulaşması için en önemlisi domuz olmak üzere bir baş­ka memelinin aracılık yapmasına bağlı idi. Uzakdoğu’daki ge­lişmeler virüsün özellik değiştirerek kanatlı türlerinden doğru­dan insana bulaşabilme yeteneği kazandığını göstermiştir. An­cak bu bulaşmanın olabilmesi için yakın temas ve insanda ba­ğışıklık ve savunma mekanizmasının zayıflamış olması gerek­mektedir. Tüm dünyada insan sağlığı ile ilgili endişenin nede­ni ise halihazırda insandan insana bulaşma özelliği olmayan virüsün mutasyonla bu yeteneği kazanma ihtimalidir. Bu özel­liği kazanması halinde virüsün çok sayıda insanın ölümüne neden olabileceğind en korkulmaktadır. Virüs ısıya ve dezen­fektanlara karşı hassas olup 70 santigrat sıcaklıkta bulaşma ve hastalık yapma özelliğini kaybetmektedir. Bu nedenle has­ta hayvanlardan elde edilmiş olsa dahi pişirilerek yenen kanat­Iı et ve ürünleri için insan sağlığı yönüyle bir risk yoktur. Bun­dan öte ülkemizde hastalık tek noktada çıkmış ve kontrol altı­na alınmıştır. Ticari işletmelerde henüz bir problem olmadığı gibi veteriner hekim kontrolünde kesilen ve pazara sunulan ta­vuk eti için problem ve şüphe bulunmamaktadır. Ülkemiz için esas olan bundan sonra ne yapılacağı, nasıl yapılacağıdır. Hastalık riski devam edeceğine göre tüm toplumun bilgili ve bilinçli şekilde hastalığın çıkmaması ve çıktığı noktada yayıl­madan yok edilmesi önem kazanmaktadır. Bu nedenle kısa va­dede panik havasının sakinleşmesiyle kamuoyu doğru ve ye­terli bilgiye sahip kılınmalıdır.

Diğer taraftan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın yapısı der hal masaya yatırılmalıdır. Reorganizasyonla 1984 yılında oluş­turulan bu yapı ülkenin tarım ve hayvancılığını yönlendirmenin mümkün olmadığı yıllardır haykırılmaktadır. Veteriner işleri Genel Müdürlüğü merkez ve taşra birimlerinin kapatılması ile yıllardır gerek hayvansal üretimde gerekse hastalıklarla müca­delede sürekli erozyon yaşanmaktadır.

Bundan sonra yapılması gerekenler …

Bakanlığın bu yapısıyla salgın hayvan hastalıklarıyla mü­cadele etme güçlüğü ortadadır. Kamu reformu çerçevesinde hazırlanan bakanlık yapılanması taslağı da sağlıklı değildir ve AB uyumlu değildir. Bu konuda AB tarafında bakanlık ve Baş­bakanlık uyarıimıştır. Konu hızlı şekilde değerlendirilerek ulus­lararası kontrol ve mücadele esaslarına uygun şekilde veteri­ner ve gıda hizmetleri merkez ve bağlı taşra birimleriyle tek ça­tı altında toplanmalı ve oluşturulacak yapı hızlı şekilde uygula­maya konulmalıdır. Aksi takdirde kuş gribi, Kırım Kongo ateşi gibi güncel, şap hastalığı, şarbon, Malta humması, tüberküloz, kuduz gibi kanıksanmış hayvan hastalıkları ve zoonozlarla mü­cadele yapılamayacaktır. Böylece hayvan hastalıklarından do­layı ülkemiz ekonomik kayıplarla karşı karşıya kalacağı gibi gı­da güvenliği ve halk sağlığı temin edilemeyecektir. Bu yapıyla AB ile uyum olmayacağı gibi her zaman için ihracat imkanları kapanacak, ülkemiz yabancıların gıda pazarı olacaktır. Uyum sürecinde bu yapının sonucu yerli üretimimiz yeterli kontrol mekanizmasından geçmediği gerekçesiyle iç pazarımızda bile satılamayacaktır.

Bir başka acil konu ise bakanlık halihazırda merkez ve taşra birimlerindeki 2000 civarındaki veteriner hekim mevcu­duyla rutin işleri yerine getirmede yetişememektedir. Düşük ve yoksulluk sınırının altında ücretle çalışan veteriner hekim­ler emeklilik gününü beklemekte, geldiği gün ayrılmaktadır. Bu yetersiz kadro ve iş yükü ve bozuk moral ile salgın hasta­Iıklarla mücadelenin ne düzeyde mümkün olacağını yorumla­maya bile gerek yoktur. Acilen 1000 kişi olmak üzere Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’ndaki veteriner hekim sayısı 5-6 bin düzeyine kısa sürede ulaştırılmalı, yerel yönetimlerdeki boş veteriner hekim kadrolarına istihdam sağlanmalı, ücret düze­yi iyileştirmesinin ve 20 yıldır yapılamayan uzmanlık eğitimi­nin derhal başlatılmasının temini gerekmektedir.

Bu şartlarda umuyoruz ki yeni bir salgınla karşı karşıya kalmayalım. Acil köklü yapısal tedbirler alınmaz ise uzun soluklu bu mücade­leyi başarmak zordur. Başta Sayın Başbakan olmak üzere hü­kümetin konuyu ciddiye alarak, tüm yetkililerin ve halkımızın sağduyulu, sorumlu ve bilinçli hareket etmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

Dr.Mustafa ALTUNTAŞ

Bu Yazıyı Paylaş: Aşağıdaki simgeler kullanıcılarının web sitelerini paylaştığı ve yeni web sitelerini keşfettiği sitelere gider.
  • Oylabunu
  • del.icio.us
  • Digg
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Furl
  • YahooMyWeb
  • Tusul
  • 100puan

Benzer Konular