ÇOCUKLARDA DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

Yazan: Psk. Ayhan ALTAŞ (Psikoloji) 07 Nisan 2009  
Kategori: Psikoloji

  

ÇOCUKLARDA DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

PROBLEMLİ DAVRANIŞLAR

Bir davranışı problem olarak değerlendirmenin belli objektif ölçüleri vardır.

—Davranışın sergilenmesi sırasında, bireyin çevresi ya da çevresindeki insanlar zarar görüyorlarsa,

—Davranışları bireyin eğitimine engel oluyorsa,

—Davranışları her defasında başka olumsuz davranışların, tepkilerin oluşmasını tetikliyorsa,

—Bireyin sergilediği davranışlar onun sosyal yaşam etkileşimlerinden uzak kalmasına neden oluyor, yalnız kalması sonucunu doğuruyorsa problem davranıştan söz etmek mümkündür.

Dil çıkarma, tükürme, vurma, sallanma, ısırma bunlara örnektir.

İlk etapta sorulması gereken iki soruya yanıt bulmak müdahale için şarttır:

1. Yapılan davranış gerçekten bir problem davranış mıdır?
Davranışın ortadan kalkması gerçekte ne kadar önemlidir? Davranışın ortadan kalkması çocuk için ne kadar gereklidir?
2. Çocuğun gelişim düzeyi nedir? Bu gelişim düzeyi onun bu davranışı sergilememesi için uygun bir düzey midir?

Eğer her iki soru başlığının cevabı müdahaleyi gerektirecek şekildeyse bir sonraki adıma geçilebilir. Bu adıma geçmeden önce akılda tutulması gereken noktalar;

• Tutarlı olmak
• Objektif olmak
• Çevrenin işbirliğini sağlamak
• Sabırlı olmak
• İyi bir gözlemci olmak

—Problem davranışın tam olarak hangi ortamlarda ortaya çıktığını gözlemleyip muhtemel sebepler ortaya koyun.
—Çocuğun sebeplerine, isteklerine ulaşmak için yapmasını istediğiniz davranışı belirleyin.
—Bu hedef davranış olumlu ve gerçekçi olmalıdır. Kendinize şu sorunun cevabını vermeye çalışın bu hedef davranışı sergilemesini niçin istiyorum.
—Çocuğun asıl hedef davranışa varmadan önce yapabileceği daha kolay ve muhtemel davranışlar belirleyin.
—Çocuğa uygun pekiştireçler belirleyin(pekiştireç: davranışın ortaya çıkma sıklığını arttıran etken)Bu pekiştireçleri çeşitlendirmeye çalışın. Kolay ulaşılabilir, çocuk için cazip olan pekiştireçler belirleyin. Bu pekiştireçlerin etkinliğinden emin olun
Pekiştireci hedef davranışa en yakın olan davranış sergilendiğinde hemen verin
Hemen hedef davranışın yapılmasını beklemeyin. Çocuğun en ufak olumlu hareketini ödüllendirin.
—Ona tam olarak ne yapmasını istediğinizi, net ve kısa bir biçimde anlatın.

-Çalma
-Yalan Söyleme
-Parmak Emme
-Tırnak Yeme Alışkanlığı

ÇOCUKTA ÇALMA DAVRANIŞI

Kendine açıkça ait olmayan bir eşyayı izinsiz olarak alıp ona sahip olmasıdır.Başlangıçta davranış bozukluğu ölçütlerini ele almıştık. Çocuğun dönem özelliklerini iyi bilmemiz gerekir. Ör; 2yasindaki bir çocukta sahip olma kavramı gelişmediği için, her şeyin kendisinin olduğunu düşünür. Senin, benim,onun kavramlarını ayırt edemez.Çocuk zamanla kendisinin olanla olmayanı ayırt etmeye baslar, ama bencil tutumu uzun süre devam eder.3-4 yaşlarında çocuk sormadan bir şeyin alınmayacağını bilir, ama karşı koyamaz.ilkokulun1.-2. Sınıflarında çocukların birbirlerinin renkli kalem, silgi vb. Gözü kalır.Bu yaslardaki diğerlerinin eşyalarını alma davranışını çalma olarak kabul etmiyoruz. Okul çağlarında görülen ve sik tekrarlayan çalmalar üzerinde önemle durmak gerekir. 10 yaşından sonra sürekli olarak devam ederse bu çocukta ciddi bir duygusal bozukluğun göstergesidir ve profesyonel yardim almak gerekir.

ÇOCUKTA ÇALMA DAVRANIŞININ NEDENLERI

1-Çocuğa yeterli harçlık verilmemesi:Çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanmaması
2-Çocuğun hayatında önemli bir yoksunluk:Böylece çalma sembolik olarak ana-babanın sevgi, ilgi eksikliğinin yerini tutar. Sevilmediğini düşünen çocuk, ilgi çekmek için çalabilir. Bazen ana- baba kaybından sonrada ortaya çıkabilir. Genellikle çalma davranışı gösteren çocukların, alkolik veya suçlu ana-babalar tarafından yetiştirildiği ve ihmal edildiği belirlenmiştir.
3-Çocukta mülkiyet fikrinin gelişmemiş olması:
4-İntikam almak:Ör; basarili bir çocukla kıyaslanan bir çocuk, ondan intikam almak için eşyalarını alabilir. Çocuk otoriter ana-baba yada öğretmenden intikam almak için de çalabilir.
5-Ana-babanın çocuğun yaptığı bu davranıştan bilinç altı zevk alması: Çocuk bunu hisseder ve çalmaya devam eder.
6-Çocuk özdeşleşmek için kendine kötü örnek seçmiş olabilir:Çocuk bir grubun onayını almak için yapabilir.Amaç çalmak değil, başkalarını yaranmaktır.
7-Özgüvenini artırmak için:Bazı çocuklar kendi güçlerini, erkekliklerini kanıtlamak için yaparlar.
8-Çocuğun anne-baba ile hesaplaşmasının bir yolu olabilir:
9-Depresyon,yeni doğan kardeşe duyulan kıskançlık veya öfkenin çocukta yarattığı stresin göstergesi olabilir.Ör; esine kızan bir annenin çocuğa bağırması

ÇOCUKTA ÇALMA DAVRANIŞI NASIL ÖNLENIR?

1-Değerleri Öğrenmek:Çocuğa dürüstlük ve başkalarının mülküne önem verme öğretilmelidir.Anne-baba örnek olmalıdır.
2-Örnek oluşturma: Önce anne-baba çocuğa örnek olmalıdır. Başkasına ait eşyalar alınmamalı, bulunmuş eşyalar geri götürülmeli, diğer insanlar kandırılmamalıdır. Otelden havlu alan baba örneği ver.
3-İletişimi güçlendirmek:Eğer evde çocuk yakın ilişkiden yoksunsa, yeterli zaman ayrılmıyorsa, aile bireyleri arasındaki ilişki güçlendirilmelidir
4-Çocuğa belirli bir miktarda harçlık verilmelidir.Çocuğun gereksinimlerini karşılayabilecek belirli bir harçlık mutlaka verilmelidir.Çocuk ihtiyacı olduğunda tekrar alabileceğini bilmelidir.Kumbara anlat.
5-Mülkiyet hakları:Çocuğa ihtiyacı olduğunda , kendisine ait olmayan bir eşyayı nasıl ödünç alabileceği ve bunu nasıl geri vereceği öğretilmelidir.
6-Etrafta bozuk para gibi cezp edici eşyalar bırakılmamalıdır.
7-Çocuğun kendisine ait eşyaları olmalıdır.Çocuğun en azından bir kaç eşyası olmalıdır.Anne-baba çocuğun eşyalarını kullanacağı zaman ondan izin almalıdır.

ANA-BABA TUTUMLARI : Çocuklarda görülen davranış bozuklukları arasında ana-babaları en çok endişelendiren çalmadır. Çünkü, bu davranışı tipik suçlu davranışı olarak görürler ve korku duyarlar.Ana-babalar genellikle Su tepkileri gösterirler.
-Çocuğu cezalandırma, dayak -polisle korkutma
-Çözüme yönelik bir şey yapmama.

Peki çalma davranışı gösteren çocuğa nasıl davranalım?

ÇOCUKTA ÇALMA DAVRANIŞINA KARŞI NASIL DAVRANILIR?

1-Aşırı tepki göstermemek gerekir.Kesinlikle fiziksel ceza verilmemelidir. Ana-baba bağırıp çağırmadan, olayı onaylamadığını göstermelidir,
2-Çocuğu kötü olarak damgalamamak gerekir.Çocuğun sadece o andaki yaptığı davranış eleştirilmelidir.
3-Çocuğun aldığı eşyayı geri vermesi sağlanmalıdır.Çocuk aldığı eşyayı kendisi özür dileyerek geri vermelidir. Eğer eşya kırılmış yada bozulmuşsa yenisi alınmalı ve parası çocuğun harçlığından ödetilmelidir.Çocuğun harçlığı tamamen kesilmemelidir.
4-Çocukla konuşarak, sorun çözme yöntemi denenebilir.Çocuktan bu durumu net bir Şekilde tanımlaması istenir.Ör; “eşyayı alırken aklından neler geçiyordu?” Diye sorabilirsiniz.
5-Çocuğunuzun hatalı davranışı is yaparak ödemesini sağlayın.”Ali arkadaşının kalemini almana çok üzüldüm. Kuralı biliyorsun. Yalnızca sana ait eşyalara sahip olabilirsin. Simdi arkadaşına kalemini geri vereceksin. Kuralı bozduğun için bazı isler yapmanı istiyorum.Balkonu yıkayacaksın” Eğer çocuk yapmak istemezse o zaman sinirlenmeden “ya söylediklerimi yaparsın yada istediklerini yapma hakkini kaybedersin “diyebilirsiniz.
6-Şüphelenilen durumlarda çocukla konuşmak gerekir.”Benim cüzdanımdan para alıp almadığından emin değilim, fakat sana çok gerektiği için aldıysan ve eğer geri verirsen seninle gurur duyacağım. Benim seninle gurur duymamdan daha önemlisi senin kendinle gurur duyman.”Seklinde bir konuşma aldığı eşyayı geri vermesini sağlayabilir.

ÇOCUKTA YALAN SÖYLEME

Yalan söyleme de, çalma gibi bir uyum ve davranış bozukluğudur. Çocuklarda 6-7 yaşlarına kadar görülen abartılı söylemler ve hayallerle ilgili ifadeler gerçeğin tam olara çarpıtılması anlamına gelen yalanla karıştırılmamalıdır. Çocuklar 6-7 yaş dönemine kadar hayali arkadaşlarıyla aralarında geçen diyaloglardan söz edebilir veya izledikleri bir olayı kendi algıladıkları biçimde süsleyerek veya biraz abartarak anlatabilirler. Çocuğun bu tip davranışları bir uyum davranış bozukluğu olan yalanla karıştırılmamalıdır.
Çocuklar hiç bir sebep yokken yalana başvurmazlar. Hiç bir çocuk doğuştan yalana eğilimli değildir. Çocukları mutlaka yalan söylemeye iten ailesel, çevresel veya toplumsal bir faktör vardır. Aile içinde veya çevrede çok sık yalan söyleniyor olması çocuğun da yalan söyleme davranışını taklit etmesine ve yalan söyleyen kişileri model almasına neden olur. Çocuklarda bir uyum ve davranış bozukluğu olarak görülen yalan söyleme davranışının altında yatan sebepler aşağıdaki gibi özetlenebilir;
-Sevgi ve şefkat eksikliği
-İlgi eksikliği
-Değersizlik ve onaylanma gereksinimi
-Aileden taktir görememe ve yetersiz ödüllendirilme
-Aşırı takdir ve aşırı ödüllendirilme
-Aşırı cezalandırıcı tutuma maruz kalma
-Kıyaslamacı tutuma maruz kalma
-Küçümseyici ve aşağılayıcı tutuma maruz kalma
-Korku ve kaygılar

Çocuklar aileleri tarafından yeterince sevilmediklerini ve kendilerine yeterli ilgi gösterilmediğini hissederlerse bu açığı kapatmak için yalan söyleyebilirler. Boğazı ağrımadığı halde yutkunamadığını söyleyen bir çocuk ve ya gözünden yaş gelmeden canının yandığını söyleyerek ağlama taklidi yapan bir çocuk buna örnek olarak gösterilebilir. Kendini değersiz hisseden bir çocuk çevresindekiler tarafından değerli algılanma ve onaylanma ihtiyacıyla sahip olmadığı bir şeye sahip olduğunu veya yapmadığı bir şeyi yaptığını ifade edebilir. Örneğin gerçekte sahip olmadığı halde yüzlerce arabası olduğunu, babasının çok zengin olduğunu söyleyen bir çocuk veya öğretmeninden aferin almadığı halde öğretmeninin kedisine aferin dediğini söyleyen bir çocuk bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Erken çocukluk döneminde her yaptığı olumlu davranışı ödüllendirilen bir çocuk veya tam tersine hiç bir davranışı ödüllendirilmeyen bir çocuk da yalan söyleme gereksinimi duyabilir. Ailesinden hiç göremediği takdiri görebilmek yada sürekli hale gelmiş takdiri devamlı kılabilmek amacıyla kendini elde etmediği bir başarıyı elde etmiş gibi gösterebilir. Anne babaların aşırı cezalandırıcı, kıyaslamacı, küçümseyici ve aşağılayıcı tutumları çocuklarda yalan söyleme davranışına neden olabilir. Çocuk, kardeşleriyle veya başka çocuklarla sıklıkla kıyaslanıyorsa ailenin onayladığı çocuğa benzemek amacıyla yalana başvurabilir. Benzer bir gereksinimle ailesi tarafından aşağılanmamak ve cezalandırılmamak için yapmadığı davranışları yapmış gibi yada yaptığı davranışları yapmamış gibi ailesine aktarabilir. Çocuklar kaygılandıkları bir durumdan kaçmak için de yalana başvurabilirler. Okuldan korktuğu için karnının ağrıdığını söyleyen ve okula gidemeyen bir çocuk veya okulda yemek yemek istemediği için parasını çaldırdığını söyleyen bir çocuk bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Bu örneklerde eğer aile çocuğuyla rahat ve sağlıklı bir iletişim kurabilse, çocuk üzerinde baskıcı, aşırı disiplinli bir tutum sergilemezse çocuk ailesine gerçeği söylemekten çekinmez.

Aileler çocuklarına karşı baskıcı, aşırı disiplinli, cezalandırıcı tutumlardan kaçınarak, çocuklarının eksik yönlerinden ziyade olumlu yönlerini de ön plana çıkararak ve çocuklarını korkutan, kaygılandıran durumlar konusunda daha bilinçli davranarak çocuklarını yalan söyleme davranışından uzak tutabilirler.

Çocukları yalan söyleyen ailelerin bu davranışı nedeniyle çocuklarını cezalandırmaları sergileye bilinecek en hatalı tutum olur. Böyle davranan bir aile çocuğunu daha çok yalana ve yeni davranış bozukluklarına iter. Bunun yerine, aile çocuğun neden yalan söylediğini araştırmalı ve bu sebepleri çocukla birlikte ortadan kaldırmaya çalışmalıdır. Bazı durumlarda sorun çok ilerlemiş, bu nedenle çözümsüzmüş gibi görünebilir. Böyle bir durumda aile bir psikologdan yardım almaktan çekinmemelidir. Bir uzman yardımıyla bu davranışın altında yatan etmenler tespit edilerek ortada kaldırılmalı ve çocuğa daha sağlıklı davranışlar kazandırılmalıdır

PARMAK EMME

Normal çocuklarda herhangi bir psiko-patolojik etken olmaksızın 3-4 yaşlarına kadar görülen bir olgudur. Bebeklerin çoğu başparmaklarını ya da diğer parmaklarını emerler. Zararsız bir davranış olan parmak emmeye hemen bebeklerin tümünde rastlanmak mümkündür. Doğumu takiben ilk 3-4 ayda normal olarak bir çocuğun yeme ve içmesi için tek yol emmedir. Birinci yılın sonuna kadar emme esas yol olarak kalır. Çocukların bu faaliyetten belli bir şekilde ve derecede zevk aldıkları görülmektedir. Emme refleksinin sıklığı çocuğa göre değişir.

PARMAK EMMENİN NEDENLERİ:

• Yeni doğan bebekler, parmak emmeyi daha anne rahminde öğrenir. Doğuştan sahip oldukları en güçlü reflekslerden biri parmak emmedir. Bazı bebekler yeni dişlerin çıkması nedeniyle bazıları da zorlukla karşılaştıklarında utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmaklarını emerler
• İlk bir yaş içinde bebeklik döneminde çocuk doğal olarak parmak emebilir. Daha çok başparmağını hatta bazen ayak parmağını bile emebilir. Bu davranışın, çevreyi tanıma ve keşfetme ihtiyacından doğduğu kabul edilebilir. Parmak emmenin temelinde anne-çocuk ilişkisindeki yetersizlik ve çocukta güven duygusunun yeterince gelişmemiş olduğuna ilişkin görüşler vardır.
• Ayrıca parmak emmenin uykuyla sıkı bir ilgisi vardır. Bir çok çocuk parmaklarını uykulu oldukları ve uykuya daldıkları zaman emerler. 2 yaşındaki çocukların bir kısmı uykuya dalarken parmaklarını ağızlarına almak için direnirler. 3 yaşında bu alışkanlık uyku sırasında kendiliğinden kaybolabilir.
• Ani bir korku, anne babanın ayrılması, sevilen birinin hastalanması ya da ölüm gibi olaylar
• Ailedeki huzursuzluk sonucu çocuğa yeterli ilgi gösterilmemesi
• Çocuğun, yeni bir kardeşin doğmasıyla kaybettiğini düşündüğü ilgiyi yeniden kazanma isteği.
• Uzun süreli ayrılıklar nedeniyle evden uzak kalan anne ya da babasının kendisini artık sevmediği duygusu.
• Parmak emme bebeklik döneminde memeden erken kesilme, biberon ve yalancı meme kullanmama sonucu emme güdüsünün yeterince tatmin olmamasıyla oluşabilir.

PARMAK EMMEYE KARŞI ÖNERİLER:

Anne babalar, çocukları parmak emme davranışı geliştirdiğinde bunun nedenini araştırmalıdır. Çocuğun parmak emmesine neden olan olay bulunduğu zaman çözümü ardından gelecektir. Daha çok ilgi, daha çok iletişim ve daha çok sevgi, koşulları çocuk için daha uygun konuma getirir. Bu alışkanlık çocuğa rahatlama ve güven sağladığı için başlangıçta anne babalar parmak emmeyi görmezden gelmeli ve çocuğun kendiliğinden bırakmasını beklemelidir. Parmak emmeden vazgeçirme çalışmaları, çocuk tarafından 3 yaşına kadar dirençle karşılanır. 18. ayda yoğunlaşan parmak emmenin 4 yaşına doğru kaybolması beklenir. Beklemek anne baba için zor bir durum olabilir. Ancak bu dönemde baskılı ve ısrarcı olarak çocuğun ilgisini bu konuya odaklamak, davranışın pekişmesine neden olabilir. Çünkü çocuğu alışkanlığından vazgeçmesi için zorlamak ve inatlaşmak, negatif enerjiyle dolu bir kısır döngüyü de başlatmış olur. Bunun her iki tarafa da faydası olmaz. Alt ıslatmada olduğu gibi parmak emme de yaşla birlikte azalır. Bu nedenle ilk çocukluk döneminde müdahaleden kaçınılmalıdır.
• Ailenin çocuğun parmak emme davranışını evde sürekli konuşarak gergin bir havaya neden olması, çocukta bu davranışın yok olmasını engellemediği gibi çocukta tik, tırnak yeme, kekemelik gibi başka birtakım sorunların da ortaya çıkmasına neden olabilir.
• Çocuğu, okul çağına gelmesine rağmen parmağını emdiği için suçlamak ve cezalandırmak çocuğun kendine güvenini azaltabilir. Bu yüzden aile çocuğu suçluluk duygusuna itmeden, gerekli açıklamaları yaparak, onu rahatlatmalıdır.
• Çocuk alışkanlıktan vazgeçmeye hazır bir duruma geldiğinde ona yardımcı olmaya hazır olunmalıdır. Doğum günleri ya da yıllık değişimleri gösteren diğer günler, çocuğunuzla onun alışkanlıklarını konuşabileceğiniz dönemlerdir. Bu konuşmalar sırasında alışkanlıktan ne zaman vazgeçeceğine karar verme hakkını çocuğa bırakarak, tutmak istemeyeceği sözler verdirmeye çalışmamak gerekir.
• Çocuk yaşı nedeniyle sözlü açıklamaları anlayamıyor, anlasa da davranışa devam ediyorsa, parmağını emdiğinde dikkati başka şeylere çekilerek, unutturmaya çalışılabilir (eline oyuncak verme, başka bir faaliyete yöneltme, şarkı ya da tekerleme söyleme gibi).
• Çözüm yoluna giderken sadece annenin çabası yeterli olmaz. Çünkü çocuğun dünyasında anne baba bir bütündür. Yalnızca birinin ilgisi, şefkati ve sevgisi, çocuğu doyurmaz. Çocuğun gelişimiyle ilgili babanın da sorumluluk alması gerekir.
• Uykuya geçerken parmak emiyorsa uyuduktan sonra eli ağzından çekilebilir. Çünkü çocuğun parmağını emerek uyumaya devam etmesi, alışkanlığın yerleşmesini kolaylaştırır.
• Elini bağlama veya acı sürme gibi yaptırımlar durumu daha da güçleştireceği için bu tür davranışlardan kaçınılmalıdır. Parmak emme davranışını değiştirmede aşağıdaki adımlar da uygulanabilir.

1) Alışkanlığı Tersine Çevirme Adımları: Bu yöntemde takıntılı bir alışkanlığı (parmak emme, tırnak yeme, vb.) kırmak için adımlar kullanılır. Oldukça basit olmasına rağmen, uygulanabilmesi için çocuğun en az 6-7 yaşında olması gerekir. Uygulamayı nasıl gerçekleştireceğinize çocukla birlikte karar vermeli, çocuğunuzun bunu yapmaya istekli olduğundan emin olmalısınız.

2) Rahatsızlıkların Gözden Geçirilmesi: Çocuğunuzla birlikte bu alışkanlığın yol açtığı güçlükleri sıralayın. Çocuk niçin bundan kurtulmak istiyor?. Hangi durumlar onun için probleme neden oluyor?

3) Davranışın Ortaya Çıktığı Durumları Saptama (Farkındalık Eğitimi): Alışkanlığın ne zaman ve hangi durumlarda meydana geldiğini fark etmek, onu kontrol etmede ilk adımdır. İki tane çizelge hazırlayın. Birine siz, diğerine çocuğunuz ne zaman ve nerede takıntılı hareketi tekrarladığını işaretleyin. Bir hafta sonra çizelgelerinizi karşılaştırın.

4) Alternatif Tepki: Bu yöntemde anahtar adım budur. Alışkanlığı durdurmak için çocuğunuzla birlikte takıntılı hareketi her tekrarladığında yapacağı bir şey üzerinde anlaşın. Bu öyle bir davranış olmalı ki dakikalarca yapıldığı halde başkalarına garip gelmesin, çocuğunuzun normal etkinliğini engellemesin ve takıntılı hareketin farkına varmasını sağlasın. Aşağıda Azrin ve Nunn tarafından geliştirilen tablo bu konuda size fikir verebilir: Takıntılı Hareket Yerine Ne Yapmalı? Takıntılı Alışkanlık Alternatif Alıştırma Parmak Emme Yumruk Sıkma Tırnak Yeme Eşyayı Tutma Kirpik -Kaş Yolma Eşyaları Tutma Kafa Sallama-Boyun Kütürdetme Boynunu Kasma

5) Düzeltici ve Önleyici Tepki: Alternatif tepkiyi öğrendikten sonra, bunu alışkanlığı yarıda kesmek ya da ortaya çıkışını engellemek için kullanmasını sağlayın.

6) Bağlantılı Davranış: Takıntılı hareketten hemen önce yaptığı davranışı belirlemeye çalışın ve alternatif tepkiyi bir önceki bağlantılı davranışı durdurmak için kullanmasını sağlayın (Örn: tırnağını yemeden önce ayaklarını sallamaya başladığını fark etmek bağlantılı davranıştır).

7) Gevşeme Çalışması: Seçebileceğiniz bir sürü gevşeme tekniği vardır. Okul psikolojik danışmanından bilgi alabilirsiniz.

8) Toplumsal Destek: Bu destek çabaları teşvik veya övgü olarak sizden veya yakın arkadaşından gelebilir.

9) Deneme: Çocuğunuzu, alternatif davranışı her gün tekrarlayarak rutin hale getirmeye yönlendirin. Ayrıca takıntının ortaya çıktığı durumları düşünürken de alternatif tepkiyi denemesini önerin.

10) Kayıt: Ne kadar ilerleme kaydettiğini görmek için günlük olarak alışkanlığın görülme sıklığını kaydedin.

TIRNAK YEME ALIŞKANLIĞI

Tırnak yeme alışkanlığına çoğunlukla 3-4 yaşlarından önce başlamaz. (Çok ender olarak 5 aylık gibi erken bir dönemde görülebilir). Çocukların %33 de tırnak yeme davranışı görülür. Bu oran erken ergenlik çağına kadar sürer. Ergenlik çağında tırnak yiyen çocukların sayısı %40-45’e yükselir. Yani ergenlik çağına doğru çocukların hemen hemen yarısı tırnak yeme davranışı gösterir. Bunun nedeni olarak gençlerin çevreden onay görmemeleri olarak değerlendirilir. Ayrıca tırnak yiyen çocukların ailelerinin çoğunda tırnak yiyenlere rastlanmaktadır. Bunun içinde tırnak yemenin bir taklit olduğu ve büyükleri taklit etmek suretiyle öğrenildiği ileri sürülmektedir. Ergenlik çağında sosyal onay görenlerin çoğu bu alışkanlığı terk etmektedir.

Tırnak yemek bazen ayak parmaklarını ısırmakla ve ayak tırnaklarını el parmaklarıyla yakalama ile ilişkili görülmektedir. Ayak parmağı tırnağının yenilmesi ve ısırılması hemen hemen sadece kızlarda görülmektedir.

Tırnak yeme alışkanlığının sebepleri

Bu davranışın altında yatan sebepler parmak emmede olduğu gibi çoğunlukla psikolojik rahatsızlıklardır.

Alışkanlık daha çok baskı altına alınmış heyecanların ilgilendiği durumlarla olup, çocuk bunun arzu edilmeyen bir davranış ve alışkanlık olduğunu anlayınca kökleşmekte olduğu görülmektedir.

Tırnak yeme bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir. Aile içinde aşırı baskılı ve otoriter bir eğitimin uygulanması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yeterli ilgi ve sevgi görememe sıkıntı ve gerginlik başlıca nedenlerdir.

Anne babanın yaşantısı da önemli bir etkendir. Anne baba geçimsizlikleri anne babanın sık sık kavga etmesi ailedeki sorunlar çocuklarda tırnak yeme gibi davranışlara neden olur. Bunun yanı sıra anne babanın aşırı kaygılı olması çocuğu aşırı derecede koruyup kollaması ayrıca anne babanın çocuklar arasında ayrım yapması çocuklar arasında kıskançlığa yol açar. Bu da dolaylı şekilde kendini tırnak yeme olarak gösterir.
Tırnak yeme daha önce belirttiğimiz gibi taklit yoluyla da edinilebilen bir davranıştır. Ailede herhangi bir bireyin tırnak yeme davranışı göstermesi doğal olarak çocuğun ilgisini çekecektir. Ayrıca tırnak yeme davranışı olaylara bağlı olarak gelişebilmektedir. Çocuğu tedirgin eden herhangi bir olay veya çevrede onun için hoşnutsuzluk yaratacak herhangi bir durum bu davranışı göstermesine yol açar.

TIRNAK YEME ALIŞKANLIĞINDA Tedavi ve alınabilecek önlemler:

En etkili yöntem 3-4 yaşlarına kadar bu alışkanlığın anne baba tarafından görmezlikten gelinmesidir.

Daha sonra bu alışkanlık devam ederse;

Çocuğun gerginlik ve uyumsuzluk nedenleri iyice araştırılmalı ve bunlar saptanarak çözüm getirilmeli

Çocuğu azarlamak, korkutmak, ceza vermek gibi zorlayıcı yöntemlerin uygulanması yararlı olmamaktadır. Hatta kimi zaman daha ağır duygusal problemlerin çıkmasına neden olabilir.
Çocukları korku kaygı yaratacak durumlardan uzak tutmak gerekir

Küçük çocukların kaygı korku verici televizyon filmlerini izlemeleri, kavgalı olaylarda bulunmaları çocuğu heyecanlandıracağı için sakıncalıdır.

Tırnak yiyen çocuklara geceleri yatarken eski hafif eldivenleri giydirmek. Çocuk gece tırnaklarını yemek veya ısırmak istediğinde hatırlatıcı olması bakımından yararlı olabilir

Parmak ve tırnağa acı fakat zararsız bir sıvı sürülebilir. Bu hem hatırlatıcı ve hem de tırnağını ağzına götürdüğü zaman acı ile birleştiğinde terk etmeye yardımcı olabilir.

Çocukların ilgisi başka yöne çekilebilir. Sinema, televizyon izlerken veya radyo dinlerken onun ağzını çiğneyecek bir şeyle meşgul etmek tırnak yemenin ve ısırmanın yerine gelecek bir etkinlik olabilir.

Çocukları ara sıra başarılarından dolayı ödüllendirme bazı durumlarda yarar sağlayabilir. Ancak bunun kısıtlı ve uygun şekilde kullanılması gerekir. Aksi takdirde çocuk yeni ödüller almak için bunu kullanabilir.

Tırnak derin kesilebilir. Çocuğun kendi tırnak bakımıyla uğraşması da yararlı olabilir. Bunun içinde çocuğa manikür ve pedikür malzemeleri alınabilir.

Son söz ve bir önlem olarak tırnak yemenin ve ısırmanın çok kötü bir alışkanlık olmadığı ve bunu isteyenlerin kolaylıkla terk edebilecekleri çocuklara anlatılmalıdır. Çocuk buna inandırıldığı zaman bu alışkanlıktan vazgeçmek için çaba gösterecektir. Çünkü dış etkenler çocuğun bu alışkanlıktan vazgeçmesine fazla etkili olmamakla bazı hallerde alışkanlığın kökleşmesine ve başkalarını kızdırmak ve huzursuz etmek için bir araç olarak kullanılmasına neden olmaktadır.

ÇOCUKLARDA İNATÇILIK VE NEDENLERİ

Çocukta inatçılık, çocuğun belli bir makul nedeni olmaksızın, bir harekette ısrar etmesi, davranışını, düşüncesini, durumunu değiştirmemesi şeklinde tanımlanabilir.İnatçılık çocuğun duygusal gelişiminin bir sonucudur ve en çok 3-6 yaş arasında yaşanır. Bu yaşlarda inatçılık normaldir. Çocuk ben duygusunun ve özgür olma bilincinin gelişiminden kaynaklanan inatçılık gösterir. Çocuk her şeyi kendi yapmak ister. Yaptığı şeyler hoşuna gider, çevresinden gelen direnmeyi yenmeye çalışır. Kendi varlığını hissettirmeye, kabul ettirmeye çalışır. Kendince o hep haklıdır.Anne- babalar şu noktaları dikkate almalıdırlar:· Çocuklara sert ve şiddetli cezalar verilmemelidir.· Çocuğun hareketlerine gereksiz yere engel olunmamalıdır.· Çocuk bağırıp çağırdığında istekleri yerine getirilmemelidir.· Çocuk bir konuda inatçı olduğunda çocuğun dikkati başka yöne çekilmeli, inat ettiği taktirde istediğini elde edemeyeceği çocuğa açıklanmalıdır.

SALDIRGANLIK DAVRANIŞI

Saldırganlık doğuştan var olduğu kabul edilen bir dürtüdür. Çevrenin olumsuz tutumları, çocuğun isteklerinin sürekli engellenmesi, baskı altında tutulması veya tamamen serbest bırakılması ve çocuğa yöneltilen saldırganlıklar, çocukta saldırganlığın oluşmasına ya da güçlenmesine sebep olabilir. Bazen çocuk saldırganlığı kendisine yönelterek tırnak yeme, saç koparma, kendini yaralama gibi uyum bozuklukları gösterebilir. Dışa yönelik saldırganlıkta ise çocuk, eşyalara zarar verme, oyuncaklarını kırma, bağırma, vurma,itme, ısırma gibi davranışlar gösterir. Agresif davranışlar karşısında uygun anne-baba tutumları şöyle sıralanabilir:

  • Anne baba kesinlikle çocuğa saldırganlık örneği oluşturmamalı, iyi birer model olmalıdır. Dayak yiyen çocuk saldırgan olur.
  • Çocuğun gösterdiği saldırgan davranışlara anlayış gösterilmemeli ve bu şekilde isteklerinin yerine getirilemeyeceği anlatılmalıdır.
  • Bu çocukların enerjileri; toplum kurallarına uygun olan yararlı etkinliklere yönlendirilmelidir. Erkek çocuklarında maç kız çocuklarında ,resim boyama, arkadaşlarıyla oyun olabilir.
  • Dayakla cezalandırmak, saldırgan davranışın o an için ortadan kalkmasını sağlasa da, çocuğun düşmanca hisler duymasına neden olacağından sonrasında daha şiddetli olarak ortaya çıkmasına neden olur. Çocuğa dayak atarken model olarak ona saldırganlığa örnek oluyorsunuz.
  • Çocuğa çeşitli sorumluluklar verilerek olumlu davranışları ödüllendirilmelidir. Daha çok ödül yönteminin kullanılması gerekir.
  • Grup etkinliklerine özendirilmelidir. Grupta bir şey başarması, arkadaşları tarafından kabul görmesini sağlayacağından, bunu korumak için saldırgan, agresif davranışlarından vazgeçmeyi isteyecektir.

ÇOCUKLUK VE ERGENLİK ÇAĞI TAKINTILARI

Obsesyon , kişinin isteği dışında ortaya çıkan ve bilinç alanına zorla giren ısrarlı düşünceler, imajlar, kompulsiyon ise eyleme yönelik bir zorlama olarak tanımlanmaktadır. Obsesyonlar, tekrarlayıcı kelime, düşünceler, korku, anılar, resimler veya dramatik sahneler olabilir. Kompulsiyonlar ise obsesyon tarafından aktive edilen, bazı düşünceler, dürtüler, korkulardan kurtulmaya yönelik zorunlu eylemlerdir. Çocuklarda bazen obsesyon tanımlanmaksızın kompulsiyon olabilir. Hem obsesyon hem kompulsiyonların anlamsızlığı ve gereksizliği birey tarafından bilinmektedir.

Obsesyonlar aşağıdaki belirtilerle tanımlanır:

- Bu bozukluk sırasında kimi zaman gelen ve uygunsuz olarak yaşanan ve belirgin anksiyete ya da sıkıntıya neden olan,yineleyici ve sürekli düşünceler, dürtüler ya da düşlemler
- Düşünceler, dürtüler ya da düşlemler sadece gerçek yaşam sorunları hakkında duyulan aşırı üzüntüler değildir.
- Kişi,bu düşünceleri,dürtüleri ya da düşlemlerine önem vermemeye ya da bunları baskılamaya çalışır ya da başka bir düşünce ya da eylemle bunları etkisizleştirmeye çalışır.
-Kişi, obsesyonel düşüncelerin, dürtülerini ya da düşlemlerini kendi zihninin bir ürünü olarak görür.

Kompulsiyonlar aşağıdaki belirtilerle tanımlanır:

- Kişinin,obsesyonel bir tepki olarak ya da katı bir biçimde uygulanması gereken kurallarına göre yapmaktan kendini alıkoyamadığı yineleyici davranışlar ya da zihinsel eylemler
-Davranışlar ya da zihinsel eylemler,sıkıntıdan kurtulmaya ya da var olan sıkıntıyı azaltmaya ya da korku yaratan olay ya da durumdan korunmaya yöneliktir; ancak bu davranışlar ya da zihinsel eylemler ya etkisizleştirilmeyi ya da korunulması tasarlanan şeylerle gerçekçi biçimde ilişkili değildir, çok aşırı bir düzeydedir.

Çocuk ve ergenlerde görülen obsesyon ve kompulsiyonlar erişkinlere benzemektedir. En yaygın ritüel aşırı yıkanma,tekrar etme, kontrol etme, dokunma, sayma, düzenlemedir. Çocuk ve ergenlerle yapılan çalışmalarda ilk okul çağı çocuklarında en sık görülen kompulsiyon sayma ve simetri, erken ergenlikte aşırı yıkanma, geç ergenlikte seksüel düşünce ve ritüeller olduğu belirtilmiştir. Çocuk ve ergenlerin bir kısmı belirtilerini saklama eğilimindedir. Özellikle işlev düzeylerinde ciddi bozukluk yoksa, aile obsesif-kompulsif belirtileri fark etmeyebilir. Uzun saatler üretken olmayan bir biçimde ödev yapan, yazdıklarını sürekli silip yeniden yazan, kelimelere, harflere, ayrıntılara takılmadan ödevlerini bitirmekte güçlük çeken çocuklar, yıkanırken bol ve sabun tüketen, tuvalet kağıdını bol kullanan, yıkanmaktan kızarmış elleri olan, odalarına başkalarının girmesi ve eşyasını ellemeyi tolere edemeyen, bazı aktivitelerden kaçınmayı seçen çocuklarda obsesif kompulsif bozukluk açısından değerlendirmek gerekmektedir. Çocuklardaki OKB bazen ebeveynin benzer semptomları nedeniyle ebeveynin dikkatini çekmeyebilir. OKB’u olan çocukların %71’nin ebeveyninden birinde ya OKB ya da obsesyonlar görülmesi genetik geçişi desteklemektedir.

Uygun Olmayan davranışlarda cezanın kullanımı

Öğretmenler okullarda Milli Eğitimin amaçları doğrultusunda öğrenci davranışlarını biçimlendirmek; anne babalar çocuklarının davranışlarını yaşadıkları toplumun ve kendi normlarına ve beklentilerine göre değiştirmek için, ceza ve işlem süreçlerine yer vermektedir. Çocukları, hoş olmayan şekilde davranarak ya da hoşlandıkları şeyden yoksun bırakarak cezalandırma, onların yeni davranış kazanmalarına hizmet etmez. Onarılmaz yan etkileri olabilir. Yine de uygun olmayan davranışları azaltmak için cezaya yer verilmektedir.

Cezalandırmanın görünür amacı, iyi vatandaş yetiştirmenin gereği olarak, kişilerin normlara uygun davranmalarını sağlamak ve uygun olmayan davranışları azaltmaktır. Ancak, ceza uygulamaları kişilerin kendiliğinden norma uygun davranmalarını sağlamaz.

Uygun olmayan davranışlardan sonra beden üzerinde güç kullanma, hoş olmayan sözcükler söyleme ve bir takım öncelikleri engellemenin görünür iyi niyetli amacı; kurallara uymayı ve amaçların gerçekleşmesini sağlamaktır. Ancak, ceza sonucunda kurallara uygun olmayan davranışlar belli süreler için azalır, ama amaç ve kurallara uygun davranışlar kazandırılmaz.
Ceza Nedir?

Cezanın günlük dildeki anlamı ve kullanımıyla, davranış bilimindeki anlamı ve kullanımı her zaman örtüşmemektedir. Günlük dilde, normlara uygun olmayan sorunlu bir davranıştan sonra, çocuğa bağırma, aşağılama ya da vurma cezalandırma olarak görülür. Davranış bilimi, davranış-çevre arasında işlevsel ilişkiyi betimleyen ilkeleri bulmaya yöneliktir. Ceza ilkesinin iki türü vardır.

Birinci tür ceza: İtici uyaranın davranışı izlemesine bağlı olarak davranışın ileride oluşumunun zayıflamasıdır.

İkinci tür ceza:Davranışı sürdüren olaylara son verilmesine bağlı olarak davranışın ileride oluşumunun zayıflamasıdır.

Davranış ilkeleri çerçevesinde, davranışı izleyen bir olayın cezalandırıcı uyaran olabilmesi, davranışın ileride oluşum sıklığını azaltmasına bağlıdır.

Birinci tür ceza

Kişiye hoş olmayan sözler söyleme, azarlama, tersleme ve bedeninde güç kullanma, izlediği davranışın sıklığını azaltabilir. Uygun olmayan davranışlar birinci tür ceza uygulamalarıyla azaltılabilir. Ancak yan etkileri unutulmamalıdır. Bazen yan etkiler öyle şiddetli olabilir ki, kişiye verilen zararı onarmak mümkün olmayabilir. Kesinlikle birinci tür ceza uygulamalarından kaçınmak gerekir. Fiziksel veya ruhsal sorunların yanında, farkında olunmadan bir dizi sorunlu davranış kazandırılabilir. Ceza yerine, cezaya gereksinimi önleyen, yaşadığı toplumun norm ve kurallarının gerektirdiği davranışları kazandıran ortamları desenleme tercih edilmelidir.

Cezanın kullanımı, kişinin toplumda özgür ve bağımsız yaşaması için gerekli davranışları öğrenmesine yardımcı olacaksa uygun şekilde kullanılabilir. Ahlaka uygun olmayan, cezanın kendisi değil, cezanın bireye zarar verecek şekilde kullanımıdır.

Bu Yazıyı Paylaş: Aşağıdaki simgeler kullanıcılarının web sitelerini paylaştığı ve yeni web sitelerini keşfettiği sitelere gider.
  • Oylabunu
  • del.icio.us
  • Digg
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Furl
  • YahooMyWeb
  • Tusul
  • 100puan

Benzer Konular