ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK
Yazan: Psikolog Nur GEZEK 25 Eylül 2009
Kategori: Psikoloji, Sağlıklı Olun
Öğrenilmiş çaresizlik kuramının temeli, bireyin pasifliği, eyleme geçememesi ve yaşamını kontrol edememe duygusunun, bireyin daha önceden kontrol etmeye çalıştığı ama başarılı olamadığı yaşam olayları ve travmalar sonucu geliştiği şeklindedir. Bu durumun daha sonra depresyona yol açtığı görülmüştür.
CİNSELLİK VE CİNSEL TERAPİ
Yazan: Psikolog Nur GEZEK 20 Eylül 2009
Kategori: Psikoloji, Sağlıklı Olun
Cinsel fonksiyon bozukluklarının çoğu, cinselliğe yönelik yanlış inanç ve tutumlardan, zayıf alışkanlıklardan, bilgisizlikten(ihmalden) ve erken deneyimlerden kaynaklanmaktadır. Bazı cinsel fonksiyon bozuklukları fizyolojik, biyolojik ve kimyasal faktörler tarafından hızlandırılır. Fakat bütün fizyolojik fonksiyon bozuklukları psikolojik bileşenlere sahiptir. Erkekler, ister fizyolojik ister psikolojik nedenlerden kaynaklansın, ereksiyonu sağlamak ya da sürdürmekte sorun yaşadıklarında kendilerini daha aşağılanmış ve daha az erkek hissederler. Kadınlarda orgazma ulaşamadıklarında kendilerini daha az dişi hissederler. Bundan dolayı, bütün cinsel fonksiyon bozukluğu vakalarında psikolojik yönlerin zorluğunu ve bunun kişi için ne ifade ettiğini dikkate almak önemlidir.
DUYGUDURUM BOZUKLUKLARI
Yazan: Psikolog Nur GEZEK 17 Eylül 2009
Kategori: Psikoloji, Sağlıklı Olun
İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliklerinden bir tanesi de duygusal yaşantısıdır. Duygusal yaşantıyı bir yelpaze olarak düşünecek olursak kişinin içinde bulunduğu duygusal durum, en sakin olandan en öfkeli olana, en mutlu yada neşeli olandan en hüzünlü olana gibi yelpazenin her hangi bir noktasında yer alabilir.İnsanları bazen neşeli, bazen çok neşeli bazen üzgün bazen keyifli ve bazen çok üzgün çok elemli olarak tanımlayabiliriz. Kısacası insan olmanın en önemli unsurlarından biridir duygulanım. Her hangi bir olaya, her hangi bir habere iyi yada kötü bir duygusal yanıt vermeyen hiç kimsenin gerçek anlamda yaşadığını söyleyebilmek çok güçtür. Çok çeşitli duygulanımlar, öfke, mutluluk, kin, şevkat gibi.. sürekliliği olmayan durumlardır. Örneğin herhangi bir konuda sinirlenen bir insanın bir süre sonra güzel bir haber aldığında birden mutlu olduğunu, bütün öfkesinin yatıştığını gözlemleyebiliriz. Duygulanım hava durumuna da benzetilebilir. Özellikle bahar aylarında yaşadığımız hava durumu gibi birgün bulutlu birgün güneşli birgün yağmurlu olunabilir. Yada sabah sağmur yağmışsa öğleden sonra güneş açabilir. Sürekliliği olmayan, an be an değişen duygusal yaşantıya DUYGULANIM denmektedir.
İNTİHARLA İLGİLİ GERÇEKLER VE MİTLER
Yazan: Psikolog Nur GEZEK 14 Eylül 2009
Kategori: Psikoloji, Sağlıklı Olun
Hemen hemen herkes İntiharla ilgili çok sayıda hikaye duymuş, haber okumuş yada izlemiştir.Her birimizin gözünde intihar dendiğinde çok fazla film karesi canlanmıştır; şakağa dayanmış tabancayı ateşlemek üzere olan bir adam, uçurumun kenarındaki bir kadın, evdeki bütün ilaçları avucunda tutan bir ergen …gelebilir gözümüzün önüne intihar dendiğinde. Ancak intihar sadece ciddi ölüm girişimlerinin sonucu değildir. İntihar uzmanları, uzun süre içerisinde ölüme yol açacak şekilde kişilerin kendilerini tahrip edici davranışlarda bulunmalarını da intihar eğilimi olarak düşünürler. Bedenine zarar verdiğini bildiği halde tedaviye baş vurmayan bir madde bağımlısı yada alkolik hasta yada insilünini almayan ve diyetine uymayan bir şeker hastası buna örnek olarak gösterilebilir.
KİŞİLİK BOZUKLUKLARI
Yazan: Psikolog Nur GEZEK 13 Eylül 2009
Kategori: Psikoloji, Sağlıklı Olun
“Kişilik Bozuklukları heterojen bir gruptur. Kişinin içinde yaşadığı kültürün beklentilerinden sapan ve kişinin sosyal ve iş yaşantısındaki işlevselliğini bozan, çok eskiden beri var olan, yayılgan esnemeyen davranış örüntüleri ve içsel yaşantılar olarak görülürler. Hepsi değil ama bazıları duygusal rahatsızlıklara neden olabilirler.”(Abnormal Psychology)
KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANET
Yazan: Psikolog Nur GEZEK 13 Eylül 2009
Kategori: Psikoloji, Sağlıklı Olun
Konuya Nick adında bir demiryolu isçisinin öyküsüyle başlamak istiyorum. Nick güçlü, sağlıklı bir işçi, manevra sahasında çalışıyor. Arkadaşlarıyla ilişkisi iyi ve işini iyi yapan güvenilir bir insan. Ne var ki, kötümser biri, her şeyin kötüsünü bekliyor ve başına kötü şeyler geleceğinden korkuyor. Bir yaz günü, tren isçileri, ustabaşının doğum günü nedeniyle bir saat önceden serbest bırakılıyorlar.Tamir için gelmiş olan ve manevra alanında bulunan bir soğutucu vagonun içine giren Nick,yanlışlıkla içerden kapıyı kapatıyor,kendini soğutucu vagona kilitliyor.Diğer işçiler Nick’in kendilerinden önce çıktığını düşünerek çalışma alanından ayrılıyorlar. Nick kapıyı tekmeliyor, bağırıyor ama kimse duymuyor, duyanlar da bu tür seslerin sürekli geldiği bir ortamda olduğu için pek kulak vermiyorlar. Nick burada donarak öleceğinden korkmaya başlıyor. Eğer buradan çıkmazsam, burada kaskatı donacağım diye düşünmeye başlıyor. İçerde yarısı yırtılmış bir karton kutunun içine giriyor. Titremeye başlıyor. Eline geçirdiği bir kağıda karısına ve ailesine son düşündüklerini yazıyor: Çok soğuk, bedenim hissizleşmeye başladı. Bir uyuyabilsem! Bunlar benim son sözlerim olabilir. Ertesi gün soğutucu vagonun kapısını açan işiler, Nick’in donmuş bedenini buluyorlar. Üzerinde yapılan otopsi, onun donarak öldüğünü gösteriyor. Fakat bu olayı olağanüstü yapan, soğutucu vagonun soğutma motorunun bozuk ve çalışmıyor olması. Vagonun içindeki ısı 18 derece, ve vagonda bol hava var. Nick’in donarak ölmesini gerektirecek bir durum söz konusu değil. Nick’in korkusu, kendini gerçekleştiren kehanet oluyor.
EVLİLİK TERAPİSİ SÜRECİ
EVLİLİK TERAPİSİ SÜRECİ
Bu yazımda , son dönemlerde gerek maddi sıkıntılar, gerekse kişiler arası çatışmaların artması sebebiyle bize yansıyan evlilik terapilerinden bahsetmek istiyorum. Bundan 20-30 sene evvel anne-babalarımızın, ninelerimizin, dedelerimizin evlilikleri nasıl bir ömür yürüyordu? Şimdiki evlilikler ne oluyor da birkaç yılda çatırdamaya başlıyor?
SOSYAL FOBİ VE TEDAVİSİ
Fobi; bireyin belirli bir obje, olay, durum veya aktiviteden duyduğu kontrol dışı korku duygusudur. Fobikler, korku duydukları nesne veya olayın, durumun, aktivitenin aslında korkulacak bir şey olmadığının farkındadırlar. Yani korkularının saçma olduğunu bilirler. Örneğin; örümcek korkusu ( arachnophobia ) olan biri, örümceklerden ölecekmişcesine korkar fakat sebebini sorduğunuzda mantıklı bir sebep öne süremez. Bu kadar küçük ve zararsız bir canlının ona hiçbir şey yapmayacağını bilir ama korkmaktan da kendini alamaz. Fobilerin toplumda görülme sıklığı %10 civarında olarak tespit edilse de aslında %25 civarındadır. Bu aradaki farkın sebebi fobiklerin bir kısmının, fobilerinin farkında olmamasından kaynaklanır. Kadınlarda erkeklere oranla daha yoğundur. Kişiler bazen, hayatları boyunca karşılaşmadıkları bir nesneye, hayvana veya duruma karşı bile fobi geliştirebilirler. Ölüm korkusu buna en uygun örnektir. Panik atak hastalarının çoğunda hastalığın özünde bu korku yatmaktadır. Terapiler ilerledikçe bu gerçek ortaya çıkmakta hatta çoğu zaman hasta bile buna şaşırmaktadır. Bir kısmında, hastalığın başlangıcının bir yakınlarının vefatına, ağır bir hastalık geçirmesine veya kişinin bir kriz ya da hastalık sebebiyle hastaneye gitmesine denk gelmesi de tesadüfi değildir.
ÖZGÜR ÇOCUKLAR, TUTSAK EBEVEYNLER
Son dönemlerde özellikle dikkatimi çeken bir konu var. Toplu taşıma araçlarında, restoranlarda, hastanelerde, çay bahçelerinde, tiyatroda, sinemada, konserde, kısaca insanların bir arada bulundukları ve toplu yaşama kurallarına uymakla yükümlü oldukları mekanlarda çocukların hakimiyeti sözknusu. Etrafta koşturan, çevredekileri rahatsız eden, sosyal kurallara uymayan çocuklar görüyorum. Buna keza çocuklarının bu tutumu karşısında çaresizlikleri gözlerinden okunan ve ne yapacaklarını bilmeyen anne-babalar. Yeni ve modern çocuk yetiştirme tarzına ters düşmemek, diğer ebeveynler tarafından yargılanmamak için ipin ucu biraz kaçıyor gibi. Çocuğun ruhsal gelişimine zarar gelir korkusu ve kaygısıyla anne-babalar artık söz söyleyemez duruma geldi. Yanlış bir hareket yapmamak adına hiç bir şey yapamaz oldular. Terapiye gelen ailelerden sıklıkla duyduğum sorular da bu gözlemimi destekler nitelikte. Anne-babalar “Biz bu çocuğa nasıl davranmalıyız? Özgüvenini kırmadan nasıl terbiye verebiliriz?” diye soruyor.
Anne Baba Tutumu ve Benlik Gelişimi
Yazan: Psk.Dan Şahin UÇAR (Hipnoz ve Hipnoterapi) 01 Haziran 2009
Kategori: Psikoloji
İnsan ilişkileri içinde en uzun ömürlü ve en önemli etkileri olanı hiç kuşkusuz ana-baba ile çocuklar arasında olan ilişkilerdir. Aslında bir çocuğun yetişmesinden, başarı ya da başarısızlıklarından yalnızca veya yüzde yüz ana-babayı sorumlu tutmak doğru değildir. Çünkü çocuk, yalnızca ana-babasının, aile eğitiminin etkisi altında kalmış olsaydı, bir ailedeki tüm çocukların, birçok özellikleri yönünden birbirlerinin aynı olmaları gerekirdi. Her çocuk ailenin bir parçasıdır, fakat onun
yetişmesi ve gelişmesinde okulun ve en geniş anlamda toplumunda sorumlulukları, katkıları vardır. Aile de, çocukların yetişmesi sırasında onlara rehberlik ve yardımda bulunan kurumlardan birisidir. Fakat en önemlisidir. Bununla birlikte ana-babaları tarafından gerçekten seçilip sayıldıklarına inanan çocuklar, davranışlarında daha bağımsız ve kendilerine daha çok güvenen insanlar durumuna gelmektedirler.







