Göz

İnsan gözü bir fotograf makinesine benzetilebilir.Ağ tabakası filme, göz suyu ve mercek objektife, iris de diyaframa eşittir.Çok titiz bir bakım isteyen hassas ve kıymetli bir mekanizmadır.Körlük vakalarının yarısından, uygun bir tedbirle kaçınmak mümkündür.Glokom gibi bazı ciddi hastalıklar, zamanında teşhis veya tedavi için periyodik kontroller gerektirirler.Çocuklardaki şaşılık da bir “alarm sinyali” olabilir.Bu nedenle çok dikkat etmek gerekir.Göz bozuklukları, özellikle okullarda, iş yerlerinde ve trafik kazalarında önlemede önemli sosyal problemleri oluşturur.Dünyada görmeyenlerin sayısı 16 milyondur ve dünya sağlık teşkilatına göre, yüzyılın sonunda gerekli tedbirler alınmazsa 30 milyona yükselecektir.Gelişmekte olan ülkelerde  başlıca körlük sebepleri  dört tanedir:Trahom(bulaşıcı hastalık), onkoseraisis(paraziter hastalık, Kseroftalmi( A vitamini eksikliğinden kaynaklanan hastalık) ve katarakt(merceğin keşifleşmesi).Gözün kusurlu çalışmasından kaynaklanan bu yangın hastalıklar hangileridir?Miyoide hasta uzağı iyi göremez, hipermetropide yakını iyi göremez, astigmatta cisimleri çarpık deforma görür.Çünkü korneanın kıvrım yarı çapları eşit değildir.Bir diğer yaygın kusur,renkleri, özellikle kırmızı ve yeşile ayıramamaktır.Buna daltonizm denir.Şaşılık ise göz kaslarının eşitsiz kalmasından kaynaklanır.Bunun sonucu, bir göz küresi farklı hareket eder.

Varis Hastalığında Bugün Neredeyiz?

1919 yılında Sicard adlı bir doktor Skleroz metodunu hastanın günlük hayatında başarıyla uydurabilmiştir.Son 20 yılda bu method çok büyük ilerlemeler kaydetmiştir.1920 ile 1950 yılları arasında varis tedavileri  üzerinde tartışmalar yapılmıştır.Amerikalılar,Stripping tekniği tercih ederken Doğulular Sklerozu savunuyorlardı.Bugünse tedavi aşağıdaki metodlara göre uygulanır:

Devamını oku

Trombositler

Başlangıçta kanın, alyuvarlar ve akyuvarlar dışında bir de her milimetre kübe 300.000 adet düşecek oranda trombositlerden oluştuğunu belirtmiştik.Bu trombositler (çok küçük ve yuvarlak hücreler)kanın pıhtılaşmasında önemli rol oynarlar.Nitekim kan, organizmada kan damarlarının içinde dolaşırken sıvı haldedir.Dışarı çıktığında hemen katılaşmaya , yaranın kapanmasını sağlayan ve böylece bir aşırı kanama tehlikesini uzaklaştıran az çok iri bir pıhtı oluşturmaya başlar.Bu pıhtılaşma olayı  oldukça karmaşıktır.Pek çok açıdan da henüz aydınlığa kavuşmuş değildir.Ancak plazmadaki bazı maddelerin (protrombin, kalsiyum,fibronojen bulunmasında ve tehlike durumunda trombositler tarafından salınan maddelerden kaynaklandığı bilinmektedir.Hemofili gibi, kanın normal olarak pıhtılaşmadığı hastalıklar vardır.Bu  hastalıklar sağlıklı kan nakilleri iel tedavi edilirler.

Koroner kalp hastalıkları

Koronerler kalbi besleyen damarlardır.Kalpte  enfeksiyon ve damarsertliği oluşmuşsa, bu damarlar kolayca hastalanabilir.

Devamını oku

AKYUVARLAR

Mikroplar organizmanın koruyucu barikatlarını, yani deriyi ve mukozayı geçmeyi başardıklarında, organizmanın direnç mekanizmaları devreye girer.Bu direnç mekanizmalarının  başında da akyuvarlar gelir.Her 700-800 alyuvara karşılık bir akyuvar vardır.Akyuvarlar bir mikropla  temas ettiklerinde  ona hemen güçlü kimyasal maddelerle saldırırlar  ve çoğu kere onu yenmeyi başarırlar.(sindirirler)Tabii  olarak mikroplarda kendilerini savunmaya çalışırlar ve alyuvarlarda değişime yolaçan ve çoğu kere de öldüren zehirli maddeler (toksinler) salarlar.Söz gelimi yaraların iltihabı ,dejenere olmuş yani savunma barikatı kuracağı diye kendini feda etmiş alyuvarlardan oluşmaktadır.

Devamını oku

ALYUVARLAR

Erişkin bir insanın  toplam kan kitlesi normalde  yaklaşık 5 litredir.Bu kan dolaşım sırasında hergün kilometrelerce uzunluktaki kan damarlarında (atardamarlar,kılcaldamarlar,toplardamarlar)yol alır.Toplam kitlenin yaklaşık  2,5 litresi alyuvarlardan oluşur.Alyuvarlar 25.000*10 üzeri 9 hücre vardır.Bu hücreler 3.500 metrekarelik bir alanı kaplarlar.Bu rakamlar ilk başta çok şaşırtıcı gelsede , kanın en önemli ve  en “uzmanlaşmış”  unsuru olan alyuvarların  hayati önemi düşünülürse , olağan karşılanır.Alyuvarlar aylarca , akciğerden organizmanın  dokularını taşıdıkları oksijenin en ufak bir miktarını  bile tüketmeden yoğun bir faliyet sürdürürler.Alyuvarlarda bulunan ve hemoglobin adı verilen renkli bir madde ciğerden oksijeni almayı ve dolaşım sırasında  artık maddeler karşılığında bu oksijeni  dağıtmayı sağlamaktadır.Oksijen nakil işleminin  normal olarak yerine getirebilmesi  için, alyuvarların sayılarında  herhangi bir değiik olmaması gereklidir.Bu organizmaya, ölen veya yok edilen alyuvarların yerine yenilerini bulma görevini yükler.Ölen veya yok edilen alyuvarların yerine yenilerini kemik iliği sağlamaktadır.

Kan nedir?

Kan “sıvı doku” olarak da adlandırılmaktadır.Çünkü bütün dokular (yani hücrelerin ve birleştirici maddelerin bir bütünü) gibi alyuvar, akyuvar ve trombositlerden oluşan bir hücre kısımı birde plazma adı verilen, içinde hücrelerin yüzdüğü sıvı kısmı vardır.Kanın her milimetre küpünde yaklaşık olarak 5 milyon alyuvar, 7.000 akyuvar ve 300.000 trombosir vardır.

Kan ve hastalıkları

Kan:Tuzlar,yağlar,şekerler,proteinler ve sudan oluşan ,mat, kırmızı renk bir sıvıdır.Kimyagerler böyle tanımlıyorlar kanı.Ama biyologlar, yeni hayatın en basit ve en karmaşık yasalarını inceleyen  bilim adamları, hayatın sadece bu sıvının aralıksız akmasına bağlı olduğunu, organizmanın çeşitli bölümlerini birbirine bağlayan ve besleyenin kan olduğunu vurguluyorlar.O halde kanı farklı bir gözle inceleyelim.İşte o zaman proteinler hormonlara,vitaminlere,enzimlere,mikrop kırıcı unsurlara dönüşür.Yağlar kolesterole ,lipinde,ergona,kinine,koruyucu maddelere dönüşür.Şekerler yanmaya hazır yakıtlara dönüşür.Tuzlar ise demir ve fosfor, kalsiyum ve magnezyum , sodyum ve potasyum bileşimleri olarak ortaya çıkar.Bütün bu karmaşıklığa rağmen  kanda herşey uyumlu bir denge , hiyerarşik bir düzen içindedir: Sıvı kısım ve katı kısım.Nitekim kan, plazma adı verilen soluk sarı renk bir sıvının  içinde dolaşan değişik tür bağımsız hücrelerden meydana gelir.Çoğunlukta olan hücreler eritrositlerdir.sonra sırayla lökositlerve plaket  gelir.Normal olarak, hücre öğeleri  kanın %45 oluşturur.Kanın görevi nelerdir? Akciğerlerden oksijen alır,anidrid karbon ve diğer artık maddelerin  dışarı çıkmasını sağlar.Mide ve barsaklardan besinleri alıp ihtiyaca göre onları  vücudun değişik yerlerine  götürür, bu arada  sonradan deri, böbrekler ve karaciğer yoluyla dışarı atılacak artık maddeleri taşır.Bir bezden diğerine mesajları(hormonları)  ve mikroplara karşı  bizi koruyacak maddeleri ulaştırır.Sonradan belirli biyokimyasal kurallara göre ayrıştıracağı değişim ürünlerini yüklenir.

Romatizmal kalp hastalıkları

İlk yaşlarda görülen bulaşıcı bir hastalık vardır:Akut eklem romatizması (vaya ateşli) romatizma da denir.Çocuklarda özellikle 3 ve 6 yaşlarda sık tekrarlanan bademcik rahatsızlığıyla  başlayan bu hastalık az ya da çok etkili eklem ağrıları ile sürer ve sonunda kalp romatizmasına varır.Sürekli yükselen ateş, hastalığın ilk belirtisidir.”Romatizma, eklemleri kemirir, kalbi ısırır” derler.Yani zararı en çok kalbedir.Kalp romatizmasından bahsetmek yerine “pankardit”ten bahsetmek daha doğru olur.

Devamını oku

Doğuştan olan kalp hastalıkları

Doğuştan olan kalp hastalıkları kalbin veçoğunlukla  kalpten çıkan damarların (aort,polmoner arter) kusurlarından ,aksaklıklardan ortaya çıkar.Bu kusurlar  anne karnındayken yani dölüt hayatın 5 ve 7 haftalarında oluşur.Doğuştan kardiyopatiler (kalp hastalıkları) nadiren tek başına olur.(Kalp teşekkülünde bozukluk,kalbin gelişiminin durması, iki kulakçık ya da iki karıncık arasındaki kapakçık yapılarında bozukluk.)Çünkü hepsi birbirine bağlı olarak ortaya çıkar.

Devamını oku

Sonraki sayfa »